Yazı Detayı
12 Ekim 2017 - Perşembe 11:15
 
ÖNYARGISIZ YAŞAMAK !..
Tülay Sözeri
 
 

Ne kadar önyargılı, tahammülsüz bir toplum olduğumuzu anlamak için çok fazla uzaklara gitmeye gerek yok. Bunun için sadece internet haberlerinin altındaki yorumlara bakmanız yeterli olacaktır. Haberi okuyup doğru anlamadan yorum yapanlar, haberi okumadan yorum yapanlar,  yorum yapanların değerlendirmelerine bakarak yorum yapanlar, kendi fikirlerini doğru kabul edip, nezaket kurallarının dışına çıkacak şekilde yorum yapanlar, ayrımcılığı körükleyerek içindeki kötülüğü açığa çıkarmaktan çekinmeden yorum yapanlar, toplum mozaiğimizi en gerçekçi şekliyle yansıtıyor.

Yorumlarda birkaç istisna dışında,   acaba soruları yok, madalyonun öteki tarafını merak eden yok, bulanık suyun neden bulanık olduğunu sorgulayan yok. Aksine ezbere, tek taraflı ve yıkıcı bir yapı var. Yazılanlarda kuşanılmış gizli silahlar, ülkeleri bir gecede yok edebilecek savaşlar, birbirlerini kan derelerine gömecek güçler, haftalar öncesinden hazırlıkları başlatılmış yok etme planları var.  Ölümlere bayram eden, ilahi adaletin bu ölümlerle yerini bulduğunu düşünen zihniyetlerin çok uzaklarda değil, yanı başımızda olduğunu bilmek gerçekten çok ürkütücü. Bu insanların varlığını hissederken ürperiyor, endişeleniyorsunuz. Bu kalabalığın eline düştüğünüzde başınıza neler gelebileceğini düşünerek dehşete kapılıyorsunuz.

Bu kadar önyargılı olmamız, muhakeme yeteneğimizin körelmiş olması, diğerkâmlığın kanlı yüzünü bu derece şiddetli yaşamamız, Cumhuriyetimizin kurulduğu tarihten itibaren, eğitim ve insan kalitesini yükseltmek için yapılan tüm adımların teker teker yok edilmesinden kaynaklanmaktadır.  Bilinçlice yok etmemiz,  ötekileştirmemiz, farklılıklara yaşam hakkı tanımamamız, kardeş katili olmamız cehaletin kanlı yüzüdür

Cehaletin sona ermesi için sorgulayan, farklılıkları ayrıştırmayan bir dil geliştirmek zorundayız. Her şeyin sorumluluğunu siyasi iradenin üstüne atmak, olanlarda kendi payımızı görmemek, puslu havalardan nemalanmaya çalışmak, çıkarlarımız doğrultusunda hareket etmeyi tercih etmek, buzdağının görünen kısmıyla ilgilenmektir. Kendi içimizdeki çarpık sistemi değiştirmeden, toplumun yapısını değiştirmek imkânsızdır.

Ezberci olmayan, algıları yüksek, duygusal zekâsı gelişmiş bireylerin olduğu bir toplumu yönlendirebilmek, istenilen kıvama getirebilmek çok zordur. Sorgulayan bir birey kendi haklarının olduğu kadar başkalarının da haklarının olduğunun farkındadır. O kurulu bir sisteme girmez, insani haklarını koruyan sistemler kurar ve sistemin devamı için kendini unutur. Onun kişisel çıkarları yoktur.

18 Yüzyılda Avrupa’da başlayan aydınlanma dönemi, Ortaçağ’da hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temellendirilmesi düşüncesiyle başlamıştır.  Bu yüzyıl aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel birikim olarak sonsuz yürüyüşünü hala sürdürmektedir.  Böylece insan, geleneğin köleliğinden kurtularak özgürlük yolunda gelişebilecektir. Ancak bu akım, sadece Avrupa ile sınırlı kalmış, Müslüman ülkeler geleneksel tutumu nedeniyle bu akıma  mesafeli davranmıştır. Bu yaklaşım, sonun başlangıcı olmuş, bir zamanlar Avrupa’ya bilim sanat dersi veren akılcı düşünce sistemimiz  hızla karanlığa gömülmüştür. Oysa Avrupa bu  sisteme sahip çıkmış, hem bilim alanında hem de siyasi anlamda kendisi için en iyiyi aramaya gayret etmiştir.

 

 

 

Şunu unutmamalıyız ki, akıllarını başkalarının yönlendirmesiyle değil, kendi iradesi ile kullanan, işine gelmediğinde yan çizmeyen, kaybetmek pahasına da olsa  sistemi delmeyen toplumlar özgürdür. Başka akılların güdümüne bile bile giren toplumların bu durumdan şikâyet etmeye hakkı yoktur , olmamalıdır da.

 
Etiketler: ÖNYARGISIZ, YAŞAMAK, !..,
Yorumlar
Haber Yazılımı