Yazı Detayı
21 Eylül 2015 - Pazartesi 21:33
 
ZULÜM !
Sevda Aksoy
 
 

Ötelerden bir ses duyulur bu günlerde, sınırdaki ötekilerin sesi.  Zulmün haksızlığın sesi.

O' ses benim yüreğimdeki sese çarpıp,  beni ta  1980 ile  1990 yılları arasındaki bir zamana götürür. Geçen zaman derler ya bazı seslerde duran zamanlar vardır. Tıpkı duvardaki pili tükenmiş saat gibi.

İnsanın yurdu çocukluğu imiş, ne kadar büyürsek büyüyelim,  zaman bazıları için çocuklukta kalırmış. Annemin eteğinden tuttuğum o  günde kalmış zaman benim için. Aylardan Eylül günlerden zulümmüş..  Dar ve dik patikalardan geçerken, aslında ömrüm boyunca hiç unutamayacağım bir hikayenin tüneli kadar, karanlıkmış an.

Annemin eteği ile eli arasında gidip gelen bir çelişki. Tahta kapıdan büyük avluya girdiğimizde esen rüzgar kadar soğuktu bakışlar. Duvar ve yerlere serilmiş kilimlerin kırmızısı kadar keskin, mavisi kadar umutlu bir gelişti bu. Pir postuna oturmuş, insanlar bellerine kuşaklarını bağlamıştı çoktan. Sazın tellerine mızrap bir inip bir kalkarken, annemin devletten umudunu kestiği, kendi hakkını kendi aramaya çalıştığı eylemin başladığı anlardaydı zaman şimdi. Bunun ne işi var burada diyen yandaşlar hak divanındaydı güya!

Ellerim daha bir sıkı tutulmuştu şimdi.

 

Tam Pir' e doğru koşmaya başlamıştık ki, bir çelme takıldı ayağına kadının. Tarih tekerrürden ibaretmiş meğer,  her çağda zulmün ilk adımı çelme takmakmış. Daha dün ırkçı bir gazetecinin, umuda koşan mülteciye çelme takması da bundanmış. Yıllardan ikibin onbeş, günlerden zulümmüş.. Yerden kalkarken düştü kadının yemenisi başından, siyah örgülü saçları sallandı öfkeden, haktan.  Ben o  kadını en çok o gün sevdim. Tuttu ağanın iki yakasından tükürdü yüzüne. Hiç bir eylem zalimin yüzüne tükürmek kadar, asi ve anlamlı değildir bence.  Gerçafi diye bir ses duyuldu yüksek perdeden. Herkes sükut etti. Pir, tuttu korkudan titreyen ellerimden oturdu yere,  aldı yanına beni. Korkma dedi, korkma.

Kadın niyaz etti, bağladı ellerini göğsü üstüne. 'Adın ne' dedi usulca Pir bana, Sevda dedim bende sessizce. 'Ne güzel adın, sevdan daim olsun' dedi.  Keşke demeseymiş, etmeseymiş. Sırtımı sıvazladı sonra.  Anlattı kadın, 12, 13 yaşlarında iki çocuk, girmiş mapus damına. Hem de hırsızlık gibi adi bir suçtan. Ağa yalancı şahitlik etmiş, hısımına. Pir sustu, gözleri yaşardı kadının anlattığına. Ağa gözümle gördüm Pir'im dedi. Pir sustu, gün sustu, sanki bütün evren sustu. Cem iptal edildi helallik vermedi kadın. Pir de, kısa günde, kısa zamanda, sende ise senden, onda ise ondan çıksın dedi. Herkes şaşırdı.

Aradan geçen bir ay, günlerden ölümmüş. Ağanın oğlu dağ başında bir kazada öldü. Kadın ağladı yazık dedi, kendine gelse idi. Göz, göz olup aksa idi yaraları. Ah iyi değildir aslında. Ama yürek yangınına bir avuç kar'dır zulüm zamanlarında. Tecritlere ışık sızdı, mapushanelere güneş. Kelepçeler çözüldü bileklerden günlerden özgürlüktü..  Zaman bizleri büyütmüş çoktan. O' günlere dair, iki boncuktan kuş kalmıştı eski dolabın içinde sallanan. Ne ağanın yüzü, nede yüzündeki tükürük ıslaktı hala.  Zaman bizi Hacı Bektaşı Veli türbesinde buluşturdu bir gün ansızın. Delikli taştan çıkıp, aşağılara süzülürken. ' bak, bak Tanıdınmı'. dedi ablam.  

O'yüz yine karşımızda idi. Bu defa göz , göz yaralar çıkmıştı tükürüğün yerlerinde. Taşları, suları sürüyordu yüzüne, derman için. İnanılmaz bir şeydi bu, annemin, sabahlara kadar inlediği ettiği ah çaktı beynimizin orta yerinde. Günlerden hak idi..  İşte buda yaşanmış bir hikayedir. Zalim ile mazlumların hikayesi. Şimdi sınırlarda hak diye bağıran mazlumlar. Dudaklarında ölü çocuklar taşıyanlar.

Çaresiz, evsiz, yurtsuz, evlatsız, yarsiz mazlumlar. Bu günlerde zaman utanmaya çalıyor saatini. İnsan çocuğunu sevmeye utanıyor, onlar çocuksuz iken. Sıcak ekmek, koklamaya utanıyor, çocuklar aç iken.Yatmaya utanıyor yatağında, onlar yatmaz iken. Hak eninde sonunda yerini bulur. Kimsenin ahı da yerde kalmaz, ama zulmü seyretmekte, zulüm etmekle aynıdır. İnsanlık suçuna ortaklıktır.

Ayağa kalkmalıdır dünya halkları, bu zulüm durmalıdır..

 
Etiketler: ZULÜM,
Haber Yazılımı