Yazı Detayı
06 Ağustos 2021 - Cuma 16:56
 
TÜRK'ÜN ATEŞLE İMTİHANI
Şafak Ahmet Deniz
safatahmetdeniz@hotmail.com
 
 

          Kurtuluş Savaşı yıllarında yazdığı romanına bu adı koymuştu Halide Edip ADIVAR. Türk halkının var olma ve yok olma arasındaki ince çizgide, ateşle, kanla verdiği savaşı anlatıyordu. Yıllar geçti aradan. “Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.” Diyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çok sevdiği Türk Milleti, yine ateşle sınanıyor. Bir yığın politik sorundan söz etmiyorum. Doğrudan ateşle sınanmamızdan, ormanlarımızın bilinçli bir şekilde pek çok noktadan ateşe verilmesi ile yurdun dört bir yanında süren orman yangınlarından söz ediyorum.   

            Orman, sadece, gökyüzüne uzanan ağaçlardan ibaret değildir. Ormanda yaşayan canlılar, ormandan hayatını kazanan insanlarımız ve belki de bu yıl ilk defa, yurdun dört bir yanında, yerleşim yerlerine yakın çıkartılan yangınlarla, ormana yakın yerlerdeki insanlarımız, yerleşimlerimiz, doğup büyüdüğüm Muğla kentinin Köyceğiz ilçesi, geçmişte Avukatlık yaptığım Fethiye ilçesi, bir dönem Noter olarak görev yaptığım Bodrum ilçesi, Milas, Marmaris, ülkemin dört bir yanında cennet yörelerimiz, bağrına sokulmuş alev dilli hançerle cayır cayır yanıyor.

            Şimdi ne söylemeli? Kendi ülkesinin ormanlarını yakanlara lanet ediyoruz. İnsan nasıl bu ülkenin cennet ormanlarını tutuşturmaya kıyabilir, kim bu kadar hain olabilir? Bu insanlarımızı nasıl bu kadar nefret içinde yetiştirebildik?

            Sorumlulardan dem vurup yapılmayanları vurgulamak ve suçlamak, en kolay yapılacak olan şey. Ne iktidar diliyle konuşmak çözüm, ne de muhalefet diliyle. Yıllardır süren bir ihmal var. Yangın söndürme uçakları ve helikopterleri filomuz olmalı, geçmişte kullanılanlar da gerekli tadilattan geçirilmeli. Uzun yıllardır hem elimizdeki uçak ve helikopterlerle bu konudaki sanayimiz, hem de orman yangınlarıyla mücadele konusundaki çalışmalarımız, olması gerektiği gibi değil. Deprem gerçeğiyle olduğu gibi, orman yangınları gerçeğiyle de yüzleşmeli ve gerekli önlemleri almak zorundayız.  

            Türkiye Cumhuriyeti, kendi uçak ve helikopter sanayisini kurmak, Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatıldığı gibi, kendi uçak  ve helikopter fabrikalarını ve uçakları ile helikopterlerini üretmek zorundadır. Satın alınan ya da kiralanan uçaklarla ve helikopterlerle, ne savunma tam olarak sağlanır, ne de orman yangınlarına tam olarak müdahale edebiliriz. Kendi helikopterlerimiz, kendi uçaklarımızı üretebilmek için gereken tüm adımları aksatmadan atmak zorundayız.

            “Ne diyorsun sen şimdi? Ormanlar, yerleşim yerleri yanıyor, insanlarımız sıkıntı içinde, uçak ve helikopter üretinceye kadar Türkiye çöl olur.” Dediğinizi duyar gibiyim. Elbette Devlet, bu yangınlarla ilgili olarak gereğini yapmalı, yangınlar, yangın uçakları, yangın helikopterleri konusundaki politikalarımız ve politika tercihlerimiz gözden geçirilmeli, ormanlarımız tümüyle kül olmadan önüne geçilmeli bu yangınların.  Ormanlar, yerleşim yerleri yanarken, Devletin daha çok yanında olmasını beklemek, vatandaşın en doğal hakkıdır. Köyceğiz’de yeğenim Deniz ve genç arkadaşları, Köyceğiz halkı, yangın sönsün diye nöbette ve “dağlarımız yanarken, ben evde duramam”, diyor gençlerimiz. Orman yangını o tarafa sıçramasın diye, yangına yakın ağaçlara su döküp duruyorlar, ateşin önüne geçmenin yollarını arıyorlar.

            Köyceğiz’de, memleketimde, yerelde Sandras dağının dökkünü dediğimiz dağ rüzgarı gelir, serinletirdi kasabamı. Şimdi alevlerin esintisi ve dumanlar yüzünden, Köyceğiz’de kapısını açamıyor Köyceğiz halkı. Annem, kardeşim, teyzelerim, akrabalarım, arkadaşlarım, tüm sevdiklerim, duman altında, 50 derece sıcakta kavruluyorlar. Yangın Beyobası üst taraflarına sıçramış durumda, göz göre göre yanıyor memleketim. Sığla ağaçlarına bir sıçrarsa, Köyceğiz’in vay haline.

            Marmaris te aynı durumda, Etimesgut çocuğu Marmaris 1. Noteri Berran ALTUNTECİM, yangının başından bu yana, özel görevli gibi çalışıyor. Yangın tehlikesi altındaki evlerin sakinlerini evinde ağırlıyor, yangın sönsün diye mücadele ediyor, bölgeye yardım malzemeleri ulaşsın diye malzemelerin sağlanmasına ve yerlerine ulaşmasına çaba harcıyor.

            Türkiye’nin dört bir yanında insanlar, yangının içinde, yanında yöresinde, yangın sönsün diye uğraşıyor, Devleti daha çok yanlarında görmek istediklerini söylemekten de geri durmuyorlar. Durum o kadar vahim ki, çağrılar sonucunda, Toplumsal etkinliklere müdahale amacıyla alınmış Toma’lar  yangın yerlerine sevk ediliyor. Kiralanmış uçaklar, yetişemiyor yangına, yurt dışından gelen yardım uçakları, helikopterler, neredeyse kendi kendine devam eden yangını söndürmekte zorlanıyor. 

            Bir de şunu söyleyelim. Bu yangınların bir nedeninin de, ülkemiz topraklarına uygun bitki örtüsü yerine yangınların çabucak yayıldığı Çam ormanlarında ısrar edilmesi olduğunu söyleyenler var.  Zeytin, Meşe Palamutu, bu toprakların yerel bitkilerinin ekilmesi de düşünülmeli diyorlar yanan ormanların yerine. Gerçi biz kendi haline bıraksak, küllerin içinden bile yeni ormanlar yeşerir. Tatil Siteleri, Oteller de olmalıdır elbette bu topraklarda. Ama orman alanlarından açılmış, yanmış yerlerde değil. Kanımıza iliğimize işleyen rant mikrobundan kurtulup, ülkemizi söndürmek için çaba harcamalıyız.

            Türk’ün Ateşle İmtihanı, asıl bu yakıcı sorunla baş edebilmekte yatıyor. Yoksa ne yangın biter, ne de söndürme telaşı. İçimizin rant yangınını söndürmeli, çıkar gözlüğüyle ülkemiz toprağına bakmayı bırakmalı, ülkemizi serinletmek için el ele vermeliyiz. Kurtuluş Savaşı bu anlamda sürüyor. Türk’ün Ateşle İmtihanı budur.    

 
Etiketler: TÜRK'ÜN, ATEŞLE, İMTİHANI,
Yorumlar
Haber Yazılımı