11 Mayıs 2026 - Pazartesi

ANNE

Düştüğümüzde elimizden tutan, sustuğumuzda gözlerimize bakıp derdimizi anlayan, başarımızda övünç duyan, başarısız olduğumuzda ise bize inanmaktan vazgeçmeyen en büyük varlıktır anne

Yazar - Dr. İmbat Muğlu
Okuma Süresi: 5 dk.
25 okunma
Dr. İmbat Muğlu

Dr. İmbat Muğlu

-
Takip EtGoogle News

Hayatın en karmaşık anında insanın ilk sığınağı annesidir.

Düştüğümüzde elimizden tutan, sustuğumuzda gözlerimize bakıp derdimizi anlayan, başarımızda övünç duyan, başarısız olduğumuzda ise bize inanmaktan vazgeçmeyen en büyük varlıktır anne… Anne, yalnızca bir aile bireyi değil; aynı zamanda sevginin, hoşgörünün, fedakârlığın ve sabrın en canlı tarifidir. Bir annenin hayatı çoğu zaman görünmeyen emeklerle örülüdür. Sabah herkesten önce uyanır, gece en son o uyur.

Çocuğunun mutluluğu için kendi hayallerini erteleyen, yorgunluğunu gülümsemesinin arkasına saklayan anneler; aslında toplumun temel direğidir. Çünkü güçlü bireyler, çoğu zaman güçlü annelerin ellerinde büyür. İnsan kalabalığı içinde kimsenin fark etmediği hayatlar vardır. Dağların eteğine kurulmuş, rutubet kokan eski bir köy damında yaşayan o kadın da onlardan biriydi. Fakirdi… Hem de yokluğun insanın içine işlediği kadar fakir. Evinin çatısı yağmur yağdığında damlar, kış geldiğinde duvarlardan soğuk yerine kar tipi sızardı. Ne zenginliği vardı ne de arkasını yaslayacağı güçlü bir omzu… Tek serveti, gözlerinin içine umutla bakan on dört çocuğuydu. Sabah ezanıyla birlikte kalkardı..

Çocukları üşümesin diye kendi yorganı onların üzerine örter, sonra tezek sobasını yakar, çocuklarını uyandırmadan dışarı çıkıp hayvanların yemini suyunu verir sonrasında ev işlerine başlardı. Ayağındaki eski lastik ayakkabılar çoktan yıpranmıştı ama yenisini alacak gücü yoktu. Ellerindeki nasırlar yılların yükünü, çatlaklar ise yoksulluğun iziydi ama yüzündeki tebessüm çocuklarına verdiği mücadelenin maskesiydi. Tarlada çalışır, komşuların işine yardım eder, akşam olunca da yorgun bedenini çocuklarına belli etmemeye çalışırdı. Hayat ona hiç merhametli davranmamıştı. Eşi yıllar önce hayatının baharında 40 yaşında inşaatta düşerek hayatını kaybetmiş, geriye yalnızca yoksulluk ve ağır bir sessizlik bırakmıştı. O günden sonra hem anne olmuştu çocuklarına hem baba…

Oysa hayalleri vardı, umutları vardı İNCİ tanenin. Küçük bir köy evinde, yoksulluğa rağmen sevdiği adamla kurduğu mütevazı bir hayatı vardı. Ama kader, bazen en acı darbeyi hiç beklenmeyen anda vururdu. Genç yaşta eşini toprağa verdiğinde, aslında yalnızca kocasını değil; geleceğe dair bütün umutlarını da kaybetmişti. Kimsesi yoktu. Kimi zaman evde yiyecek ekmek bile kalmazdı. Çocukları aç uyumasın diye kendi payını onlara verir, “Ben tokum” diyerek sessizce su içerdi.

Bir annenin en büyük acısı, çocuğunun gözünde çaresizliği görmekti belki de. Bayramlarda kapısını çalan olmaz, hastalandığında “Bir ihtiyacın var mı?” diye soran çıkmazdı. Ama o yine de ayakta kalıyordu. Çünkü annelik, bazen insanın kendi gücünü bile aşan bir direnişti. Yokluk evin her köşesinde hissediliyordu. Bazen günlerce et pişmez, bazen çocuklar eski kıyafetlerle okula giderdi. Ama o anne, çocuklarının boynunu hiçbir zaman öne eğdirmemeye çalıştı. Aç kaldığı gecelerde bile onların saçını okşayıp, “Bir gün her şey güzel olacak” diyordu. Köyde kış gecelerinde sobanın başında çocuklarına masallar anlatırdı. O masallarda büyük şehirler, güzel evler, sıcak odalar vardı. Belki kendisi hiç göremeyecekti o hayatı ama çocuklarının görmesini istiyordu.

Çünkü anneler, kendi karanlıklarında bile çocuklarına ışık olmayı başarır. Belki kendisi de inanmıyordu bu söze ama annelik biraz da umudu diri tutma sanatıdır. Yıllar geçti… O kadın gençliğini çocuklarını büyütmek uğruna tüketti. Ellerindeki çizgiler derinleşti, saçlarına erken yaşta aklar düştü. Ama bir gün çocukları okuyup kendi ayakları üzerinde durduğunda, ilk kez sessizce ağladı. Çünkü o gün anladı ki; çektiği bütün acılar, evlatlarının geleceği için verilmiş kutsal bir mücadeleydi. Bazı kadınların hikâyesi manşet olmaz. Ama gerçek hayatın en ağır destanları, işte böyle sessiz annelerin yüreğinde yazılır.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları