08 Şubat 2026 - Pazar

BİR DAVANIN ADI, BİR İRADENİN DEVAMI!

Milliyetçi Hareket Partisi’ni anlatmak, yalnızca bir siyasi partinin tarihini kaleme almak değildir.

Yazar - Resul CEYLAN
Okuma Süresi: 5 dk.
232 okunma
Resul CEYLAN

Resul CEYLAN

resulceylan1040@gmail.com -
Takip EtGoogle News

Bir Davanın Adı, Bir İradenin Devamı: Milliyetçi Hareket Partisi’nin 57 Yılı

Milliyetçi Hareket Partisi’ni anlatmak, yalnızca bir siyasi partinin tarihini kaleme almak değildir. Bu hareketi anlatmak; Türk milletinin yakın tarih boyunca verdiği var olma mücadelesini, ödediği bedelleri ve bugün hâlâ dimdik ayakta duran iradesini anlatmaktır. Çünkü Milliyetçi Hareket, sandık sonuçlarıyla ölçülebilecek bir yapı değil; imanla, sadakatle ve fedakârlıkla yoğrulmuş bir dava geleneğidir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyasi kimliği, 1969 yılında Türk siyasetinde açık ve net bir duruşla vücut bulmuştur. Bu tarih, yalnızca bir parti isminin tescillendiği bir gün değil; Türk milliyetçiliğinin fikrî, ahlâkî ve teşkilatlı bir irade olarak siyaset sahnesine güçlü biçimde çıkışının ifadesidir. O gün ortaya konan anlayış, günübirlik hesapların değil; milletin ve devletin bekasını esas alan uzun soluklu bir mücadelenin başlangıcıdır.

Bu mücadelenin mimarı ve Başbuğu Alparslan Türkeş, Milliyetçi Hareket’i yalnızca bir siyasi yapı olarak değil; bir ahlâk nizamı ve bir ülkü disiplini olarak inşa etmiştir. Onun çizdiği yol, Türk milliyetçiliğini hamasetten arındırıp devlet aklıyla buluşturan bir çizgidir. Aynı dava istikametinde yürümüş Osman Bölükbaşı ve daha nice kıymetli isim de bu fikrî mücadelenin temel taşları arasında yer almıştır. Her biri, Türk milletinin haysiyetini ve bağımsızlığını önceleyen bir siyaset anlayışının temsilcisidir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin fikrî kökleri, yalnızca 1969’la sınırlı değildir. Bu hareket, Mareşal Fevzi Çakmak’ın millet ve devlet merkezli duruşuyla şekillenen siyasal geleneğin devamı niteliğindedir. Devleti ayakta tutan asli unsurun millet iradesi olduğuna inanan bu anlayış, MHP’nin omurgasını oluşturmuştur. Bu yüzden Milliyetçi Hareket Partisi, hiçbir zaman yalnızca muhalefet ya da iktidar partisi olmayı hedeflememiş; daima devletin ve milletin tarafında olmayı tercih etmiştir.

1970’li yıllar, Milliyetçi Hareket açısından ağır imtihanların verildiği bir dönem olmuştur. Bu imtihan, kürsülerde değil; sokaklarda, üniversite koridorlarında, cezaevi koğuşlarında verilmiştir. İşkenceler, faili meçhuller ve darağaçlarıyla sınanan ülkücüler, bu davanın bedelini canlarıyla ödemiştir. Ülkücü şehitler, Milliyetçi Hareket Partisi’nin yalnızca geçmişi değil; bugün ayakta kalmasının da en güçlü teminatıdır.

12 Eylül darbesiyle birlikte Milliyetçi Hareket Partisi kapatılmış, Başbuğ Alparslan Türkeş ve dava arkadaşları ağır siyasi ve hukuki baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Ancak bu süreç, hareketi dağıtmamış; aksine fikrî olarak daha da çelikleştirmiştir. Zindanlar, ülkücülüğü bir siyasi tercihin ötesine taşımış; onu bir sadakat ve vefa meselesi hâline getirmiştir.

Bugün Milliyetçi Hareket Partisi, Başbuğ’un emanetini omuzlarında taşıyan Lider Devlet Bahçeli ile yoluna devam etmektedir. Devlet Bey, yalnızca bir genel başkan değil; kriz anlarında rotasını şaşırmayan bir devlet adamıdır. Türk milletinin bölünmez bütünlüğünü her türlü siyasi hesabın üzerinde tutan, stratejik zekâsı ve milletperver duruşuyla Milliyetçi Hareket’in istikametini muhafaza eden bir liderdir.

Türkiye’nin en çetin dönemlerinde alınan kararlar, Milliyetçi Hareket Partisi’nin neden “Türk milletinin sigortası” olarak görüldüğünü açıkça ortaya koymuştur. Devlet Bahçeli liderliğinde MHP, dün olduğu gibi bugün de devlet söz konusu olduğunda bedel ödemekten kaçınmayan bir siyasi iradeyi temsil etmektedir.

Bu davanın en büyük gücü, liderinden neferine kadar aynı inançla yürüyebilmesidir. Bugün de bu topraklarda, Türk milletinin birliği ve vatanın bekası için canını seve seve feda etmeye hazır ülkücüler vardır. Bu, kuru bir söylem değil; geçmişi şehitlerle, zindanlarla ve fedakârlıklarla yazılmış bir gerçektir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin 57. kuruluş yıl dönümü, yalnızca bir tarih hatırlatması değildir. Bu yıl dönümü; bedel ödenerek taşınmış bir davanın, sadakatle korunmuş bir mücadelenin ve geleceğe bırakılan ağır bir sorumluluğun ifadesidir. Çünkü bu hareketin gerçek sahibi ne isimlerdir ne makamlar; bizzat Türk milletinin kendisidir.

Ve bizler, ülkücü hareketin yetiştirdiği Türk gençleri olarak biliriz ki:

Bu dava yarım bırakılmaz.

Bu yol terk edilmez.

Bu mücadele, son nefer son nefesine kadar devam eder.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.