Yazı Detayı
31 Mayıs 2020 - Pazar 13:26
 
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
Muhammed Emin Tıktepe
memintiktepe@gmail.com
 
 

Merhaba değerli okurlar. Geçen hafta Covid-19’un sözleşmelere etkisi ile ilgili bilgiler vermeye çalışmıştım. Bu yazımda ise İstanbul sözleşmesi ile ilgili irdelemeler yapacağım.

Öncelikle nedir bu İstanbul Sözleşmesi onu inceleyelim:

İstanbul Sözleşmesi Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla, Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan sözleşmedir.

Hatta bu sözleşme, uluslararası hukukta kadına karşı şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın sonuçları olduğuna vurgu yapan ilk sözleşme olma özelliğine sahip.

 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN AMAÇLARI NELERDİR?

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle çok yönlü mücadele amacıyla hazırlandığı aşikârdır. Taraf devletlerden ise beklenen öncelikli olarak kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak; şiddet mağduruna ve failine karşı destek politikaları oluşturmaktır.

Sözleşme kapsamında taraf devletlerin tüm ilgili organlar, kurumlar ve örgütlerle iş birliği içerisinde olması gerekmekte ve bunlarla ilgili koordinasyon biriminin kurulması öngörülmektedir.

Sözleşmenin amaçları arasında kadınlara karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak bulunmaktadır. Sözleşmeye göre taraf devletlerin şiddetle mücadele etmek için yeterli düzeyde mali kaynak ve insan kaynağı da tahsis etmesi gerekmektedir.

İmzacı taraf devletlerin yükümlülüklerini sıralayacak olursak;

1)Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesine yönelik çalışmalar yapmak,

2)Bu şiddet faaliyetlerinin istatiksel verilerini toplamak, inceleme yapmak ve yayımlamak,

3)Toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar yapmak ve bunları kapsayıcı politikalar uygulamak,

4)Şiddetin önlenmesi için megaloman zihniyetin değişikliğini sağlamak,

5)Şiddet mağdurlarının korunması açısından, özellikle kadınlara yönelik şiddetin bir suç olarak nitelendirilmesi ve şiddet uygulayan tarafın yargılanmasını sağlamak,

6)Bu amaçlar doğrultusunda kullanılacak yeterli, uygun, finansal kaynakların sağlanması vb. şeklinde sıralayabiliriz.

 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KAPSAMINDAKİ SUÇLAR NELERDİR?

İstanbul sözleşmesindeki suçları ele aldığım zaman iki ana başlık açma gereksinimi duyuyorum.

  1. Ev içi şiddet: Fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik tacizlerinin ev içine yansıması yani burada açıkça vermek istediğim mesaj, kadınlara yönelik şiddetin ve ev içi şiddetin özel hayatta saklı kalacak konular olmadığıdır. Buradaki yaptırım şu şekilde olmalıdır; Mağdur olan kimse failin eşi, hayat arkadaşı yada ailenin bir ferdi ise, aile içinde işlenen suçların özellikle travma yaratıcı etkisini vurgulamak üzere bu kişinin cezası daha da ağırlaştırılmalıdır.
  2. Ev dışı şiddet: Burada da ev içi şiddette sıraladığımız sadece fiziksel ya da cinsel şiddet değil, psikolojik şiddet, taciz amaçlı ısrarlı takip konusunda da açıkçası cezai suçlar ile ilgili olarak caydırıcı ve sert hukuki tedbirlerin alınması gerekmektedir.  Tüm bunlar ile birlikte sözleşme gereğince zorla evlendirilme, kadınların sünnet edilmesi, kürtaja yahut kısırlaştırmaya zorlanması gibi kasten gerçekleştirilen suçlarda da fikrimce yasal ve diğer tedbirlerin alınması şarttır.

 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEKİ DİĞER ÖNEMLİ HUSUSLAR

İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan diğer önemli hususlara değinecek olursak:

Sözleşme’nin 42. maddesinde belirtildiği üzere; mağdurun kültürel, sosyal, dini ya da geleneksel olarak kabul gören davranış normlarını ihlal etmesi de şiddete gerekçe olarak gösterilemez. Yani sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eyleminin gerçekleşmesi sonucundaki cezai işlemlerde; kültür, gelenek, din, görenek vb. eylemlerin gerekçesi olarak kabul edilemez olması amaçlanmaktadır. Bu maddeye karşı bende hemfikirim.

Bununla birlikte sözleşme, zorunlu alternatif ve uyuşmazlık çözüm yollarını da yasaklıyor. Sözleşmeye göre, sözleşme kapsamına giren her türlü şiddete ilişkin olarak arabuluculuk ve uzlaştırma gibi zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gerekli hukuki tedbirlerin alınması hedeflenmiş olmaktadır. İstanbul sözleşmesinin içeriği olan suçların işlenmesi durumunda özellikle ülkemizde ele alacağımız Türk Hukuk sisteminde sadece kadının beyanının esas alınması gibi bir uygulama ile bu suçu işleyen failler açısından farklı bir durum meydana gelmektedir. Örnek verecek olursam: Mağdur Kadın’ın intikam almak için sadece kendi beyanı ile Fail (suçu işleyen) olduğu ileri sürülen Erkeğin ona karşı şiddet uyguladığını düşünelim. Bu durum sonucunda sadece kadın beyanına göre tutuklamaya sevk söz konusu olabiliyor. Burada amacımız hukuk sistemimizi eleştirmek, kadın vatandaşlarımıza laf vurmak değil. Sadece asıl mağdurun tam olarak belli olmadığı durumda yaşanan bu süreç inanılmaz bir fırsatçı yaklaşıma yol açabiliyor. Biraz daha irdeleyecek olursak asıl mağdurun fail olduğu sonucuna çıkıyoruz. Hukuk boşluğumuzdan kaynaklanan bu durumu fırsata çevirenlerin sayısı maalesef her geçen gün artıyor. İstanbul sözleşmesinin tek yönlü savunma yapmasına karşı hemfikir değilim. Çünkü İstanbul sözleşmesinin temel hedefi yukarıda da bahsedildiği gibi her insana eşit bir şekilde muamele etmektir.

Uluslararası hukuk açısından irdeleyecek olursak; İstanbul Sözleşmesi’ne göre, Sözleşme kapsamındaki herhangi bir suçun tamamının ya da bir kısmının taraf devletlerin topraklarında işlenmesi durumunda; suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının taraf devletçe devam ettirilmesi, mağdurun şikâyetine bağlı olmayacak. Bir başka deyişle, suçun mağdur tarafından bildirilmesine ya da şikâyette bulunulmasına bağlı olmadan ve hatta mağdur şikâyetini ya da ifadesini geri alsa dahi soruşturma ve kovuşturma işlemlerine devam edilebilecektir.

Benimde en önemli bulduğum konu olan çocukların velayet ve ziyaret haklarına ilişkin bir madde İstanbul Sözleşmesi’nde mevcut olup, Sözleşme’nin 31. maddesine göre, velayet ve ziyaret haklarının belirlenmesinde sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin göz önünde bulundurulması bekleniyor. Bu doğrultuda, herhangi bir ziyaret ya da velayet hakkının mağdurun ya da çocukların haklarını ve güvenliğini tehlikeye düşürmemesini sağlamak adına gerekli hukuki ve diğer tedbirlerin alınacağı belirtiliyor. Ancak yine üzerinde duracağımız konu olan Türk Hukuk sistemindeki aksamalar ve boşluktan dolayı bu maddenin işlevselliği fikrimce düşündürücüdür.

Bana kalırsa bu maddelerden bazıları tam beklentiyi karşılamamakla birlikte akıllara şu soruyu getirmektedir:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN HUKUK SİSTEMİ BU SÖZLEŞMEYİ KALDIRABİLİR Mİ?

İstanbul sözleşmesi ile ilgili gerek hukukçulardan gerek sivil toplum örgütlerinden vb. diğer kuruluşlardan belirli açıklamalar geldi. Bu iki farklı görüş açısından değerlendirmelerle birlikte takdiri siz değerli okuyuculara bırakmak isterim.

İlk açıdan bakacak olursak; İstanbul sözleşmesi Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi olarak çıkmış imzalanmış ve birçok sivil toplum örgütü açısından kabul görmüştür. Tüm bunlar ile birlikte şiddetin önlenmesi açısından, toplumun yapı taşlarını iyileştirmeye yönelik uygulamaları ne kadar faydalı olur tartışmalıdır. Özellikle kadına şiddet konusunda ataerkillik adı altında baskıcı zihniyetteki hemcinslerim yüzünden hukuk sistemimiz söz konusu olduğunda faydalı olur mu orası tartışmalıdır.

İkinci açıdan bakacak olursak İstanbul sözleşmesinin, kadına şiddet ve toplumu koruma maskesi adı altında ahlakı yok edeceği, aile değerlerini tahrip edeceği ve cinsiyet ideolojisinde LGBTİ bireylerinde cinsel özgürlüklerinin de içerisine alındığı Türk toplum yapısının çoğunluğunun inandığı İslam dini açısından kabul görülemeyecek bir durum olduğu gerçeğidir. Kadınlara yönelik şiddetlerin ambalaj olarak kullanılarak taraf ülkelerin sözleşmeye aykırı kültür, töre, din, gelenek, namus kavramlarının kökünün kazınmasına yönelik kabul edilerek İstanbul sözleşmesinin iptali istenmektedir.

 Sonuç olarak toplumumuzda sözleşmelere ihtiyaç olmadan şiddetin her türlüsüne cinsiyet ayrımı yapmadan, içinde bulunduğumuz topluma temel insan sevgisini aşılayarak şiddetin önüne geçebiliriz.  Kadın vatandaşlarımızın dış güçlerin bizlere direttiği kanunlar ve sözleşmeler ile korunmasının yerine gereksinim duymamız gereken en büyük silahımız mantık ölçüsünde tüm bu ve benzeri metinleri irdeleyip temelinde yatan eksiklikleri ülkece giderme yoluna gitmemiz ile çözüme kavuşacaktır.

 

Kaynakça: İstanbul sözleşmesi, İrem Doğanışık, Google,

 
Etiketler: İSTANBUL, SÖZLEŞMESİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı