Başbuğ Alparslan Türkeş: Bir Ömrün Adanmışlığı
Türk milletine ve Türk dünyasına adanmış bir ömrün yıl dönümündeyiz.

Resul CEYLAN
resulceylan1040@gmail.com -Türk milletine ve Türk dünyasına adanmış bir ömrün yıl dönümündeyiz. 4 Nisan 1997’de ebediyete irtihal eden Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucu lideri, Başbuğ Alparslan Türkeş’i rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz. O, yalnızca bir siyasi lider değil, aynı zamanda fikirleriyle nesiller yetiştiren bir dava adamıydı.
Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917’de Lefkoşa’da doğduğunda, Türk dünyası zor zamanlardan geçiyordu. Ancak o, daha genç yaşlarında taşıdığı ruh ve disiplinle, milletinin kaderini değiştirmek için büyük bir azimle çalışmaya başladı. Harp Okulu’nda başlayan askerlik kariyeri, ona disiplin ve liderlik vasıfları kazandırdı. Ancak onun mücadelesi sadece ordu saflarında değil, Türk milliyetçiliğini bir fikir hareketi olarak kurumsallaştırma yolunda da sürdü.
Başbuğ’un hayatı boyunca en büyük ideali, Türk milletinin birlik ve beraberliğini sağlamak, milli ve manevi değerleri koruyarak Türkiye’yi güçlü bir devlet haline getirmekti. 1944 Türkçülük-Turancılık davasında, milletine olan bağlılığının bedelini zindanlarda ödedi. Fakat yılmadı. 27 Mayıs 1960’ta Milli Birlik Komitesi içinde yer aldı, ancak vesayetçi zihniyetle ters düşmesi sonucu sürgüne gönderildi. Türkiye’ye dönüşünde, kendisini tamamen siyaset sahnesine adadı ve milliyetçi-ülkücü hareketin temellerini attı.
1969’da Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin (CKMP) genel başkanı oldu ve partiyi Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönüştürdü. Ülkücü hareket, onun liderliğinde Türk gençliğini vatanına, bayrağına, dinine ve tarihine bağlı bir nesil olarak yetiştirdi. “Dokuz Işık” doktriniyle, Türk milliyetçiliğini sistematik bir düşünce yapısına dönüştürdü. Türk-İslam sentezini temel alan bu anlayış, ülkenin geleceğine dair büyük bir vizyon sunuyordu.
12 Eylül 1980 darbesinde yine zindana atıldı, ama inandığı davadan bir an bile geri adım atmadı. Hapisten çıktığında, “Ben milliyetçiyim, Türk milletine inanan, güvenen bir insanım. Bütün ömrümü bu inanç içinde geçirdim ve böylece tamamlayacağım.” diyerek, mücadelesine kaldığı yerden devam etti.
Başbuğ Türkeş, sadece Türkiye sınırları içinde değil, tüm Türk dünyasının birlik ve beraberliği için de mücadele etti. Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık mücadelesine verdiği destek, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türk Cumhuriyetleri ile kurduğu güçlü ilişkiler, onun ne denli büyük bir vizyona sahip olduğunun göstergesidir. O, sadece bir siyasi lider değil, bir mefkûre adamıydı.
Bugün, onun bize miras bıraktığı dava, genç nesillerin yüreğinde yaşamaya devam ediyor. “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diyen ülkücü hareketin sarsılmaz inancı, Türklüğün ve İslam’ın bayraktarlığını yapmaya devam ediyor.
Başbuğ Türkeş’i vefatının 28. yılında rahmetle anıyor, onun fikirlerinin ve mücadelesinin sonsuza dek yaşayacağına inanıyoruz. Ruhun şad, mekânın cennet olsun, Başbuğ’um!